6 Nisan 2016 Çarşamba

Yaşamın Ucuna Yolculuk/ Tezer Özlü

           


         Yaşamın Ucuna Yolculuk/ Tezer Özlü
          Yapı Kredi Yayınları/ 125 sayfa











Öncelikle uzun zamandır düşüne düşüne büyüttüğüm ön yargımdan bahsetmeliyim. Ben Tezer Özlü'nün kalemini hep depresif, intihar fikrine yakın bulmuşumdur. Tabi bu yazarın bana yaptığı çağrışımdan ibaretti. Kitabı okuduktan sonra ise aslında Tezer Özlü'nün içinde ölümden çok yaşama istek barındıran bir insan olduğunu düşündüm. Kitapta anlattığı ise esasen yaşamın ucuna diyerek kendine ve hayatında merakıyla var olan olgulara yaptığı bir yolculuk. 

Fakat uzunca bir yolculuk bu. Takibi okurken zor olsa da, tam bir şey anlatmaya başlamışken bambaşka şeylerin aklına düşmesiyle o yöne kayan zihninin varlığına bir süre sonra alıştım. Yolculuğu anlamlandırmayı bir yandan sekteye uğratırken bu yazın, bir yandan da üslubuna alışmamı sağlayan bir yanı olduğunu düşündüm. 

Başta akıcılığı azken "Ben ne okuyorum?" diye kendime sorarken sonrasında nasıl bir beynin içinde dolaştığımı anladım. Zihnin yolları beni Özlü'nün sevdiği, hayatında yer edinmiş üç yazara götürdü. Her ne kadar kitaptaki alıntılar dahil kitabın ana hatlarını Pavese oluştursa da, Svevo'yu da es geçmemişti yazar. Kafka bir nebze daha kenarda bırakılmıştı. Bunlara rağmen diyardan diyara, yazardan yazara uzunca ve keyifli bir yolculuk yaptım. 

Kitaptan yeni yazar isimleri ve bilgilerle ayrıldım. Trenlere bindim, yolculuklar yaptım; dağın kahvesini, ağacın yeşilini hayal ettim. Kısacası ben rastgele bir sayfasını açsam da bende iz bırakmış satırlarla karşılaşacağım bir kitap kazandım. 

*Her sözü, insanın kendisi için söylediğine inanıyorsun. Her söylenen söz, bir biçimde insanın kendi kendini onaylaması. Karşısındakine bir şey anlatmak istese de gene kendi gerçeğini, bilmişliğini ya da doğru algılayışını kanıtlamak için söylenen sözler. 

*O, kendini yaşlı bir adam olarak tanımlıyor, ben kendimi yaşı olmayan bir insan. 

*Ve ilk kez bu yolculuğum süresince, yazarlarımın çevrelerinde, sokaklarında, kahvelerinde, bulvarlarında, mezarlarında, evlerinde, dünyaya baktıkları yörelerde çıktığım bu yolculukta, içimde sürekli çakışan ikili kişiliğin, tek bir "ben"de birleştiğini sezinliyorum.

3 Nisan 2016 Pazar

Bahar Şenliği Listem

1. Kategori (10 puan): Olayların bahar mevsiminde geçtiği veya baharı, çiçekleri, börtü böceği çağrıştıran bir kitap.
Ateşböceği Yolu/ Kristin Hannah/ Pegasus Yayınları/ 624 sayfa

3. Kategori (10 puan): Yaşanmış bir savaşı anlatan bir tarih kitabı veya olayların yaşanmış bir savaş döneminde geçtiği kurgusal bir roman.

Ölesiye Yaşamak/ Erich Maria Remarque/ 

4. Kategori (10 puan): Anti-kahraman bir karaktere sahip bir kitap. (Öneriye ihtiyacınız varsa goodreads sayfalarına buradan veya buradan ulaşabilirsiniz)

Çavdar Tarlasında Çocuklar/ J. D. Salinger/ Yapı Kredi Yayınları/ 198 sayfa

5. Kategori (10 puan): Evde okunmayı bekleyen veya elinizde olmasa da okumak isteyeceğin 10 kitaptan kurayla belirleyeceğin bir kitap.

Yokyer/ Neil Gaiman/ İthaki Yayınları/ 371 sayfa

9. Kategori (10 puan): Gilmore Girls listesinden bir kitap. (Listeye buradan erişebilirsiniz)

Fahrenheit 451/ Ray Bradbury/ İthaki Yayınları/ 238 sayfa


10. Kategori (10 puan): Normalde okumayacağınız veya uzak duracağınız türde bir kitap.
Yüzyılın Aşkları/ Can Dündar/ Can Yayınları/ 280 sayfa (Belgesel Kitap)

14. Kategori (10 puan): Hayvanların ana karakterlerden biri olduğu bir kitap.

Martı Jonathan Livingston/ Richard Bach/

15. Kategori (10 puan): Genç yetişkin türünde bir kitap.

Audrey'yi Bulmak/ Sophie Kinsella/ Artemis Yayınları/ 322 sayfa

16. Kategori (10 puan): Olayların Güney Yarımkürede geçtiği bir kitap.

Yüzyıllık Yalnızlık/ Gabriel Garcia Marquez/ Can Yayınları/ 461 sayfa

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplam 60 puan): Kapağındaki baskın rengin kırmızı ve mavi ve yeşil olduğu birer kitap. (Her renkten bir kitap okumanız gerekiyor).

Mehmeti Sakatlayan Serçe Parmağı/ Güray Süngü/ Dedalus Yayınları/ 215 sayfa (Mavi)
Kelebeğin Hayat Sırları/ Nil Karaibrahimgil/ Doğan Novus Yayınları/ 294 sayfa (Yeşil)
Çanlar Kimin İçin Çalıyor/ Ernest Hemingway/ Bilgi Yayınevi/ 496 sayfa (Kırmızı)

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.

Yaşamın Ucuna Yolculuk/ Tezer Özlü/ Yapı Kredi Yayınları/ 125 sayfa (Türk Kadın)
Bülbülü Öldürmek/ Harper Lee/ Sel Yayınları/ 357 sayfa ( Yabancı Kadın)
Bu Kitabı Çalın/ Murat Gülsoy/ Can Yayınları/ 196 sayfa (Türk Erkek)
Ekmek Arası/ Charles Bukowski/ Metis Yayınları/ 223 sayfa (Yabancı Erkek)

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Ölmeden Önce Okunacak 1001 Kitap Listesinden dört kitap. (Listeye buradan erişebilirsiniz)

Dr. Jekyll ile Mr. Hyde/ Robert Louis Stevenson/ İş Bankası Yayınları/ 104 sayfa
Middlesex/ Jeffrey Eugenides/ Domingo Yayınları/ 605 sayfa
Sahilde Kafka/ Haruki Murakami/ Doğan Kitap Yayınları/ 651 sayfa
Koku/ Patrick Süskind/ Can Yayınları/ 260 sayfa

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.

Benim Temam: İnternetten Sipariş Ederek Aldığım Kitaplar
Rüya Avcısı/ Stephen King/ Altın Kitaplar Yayınları/ 541 sayfa
Uykuların Doğusu/ Hasan Ali Toptaş/ İletişim Yayınları/ 259 sayfa
Ares Harikalar Diyarında/ Derviş Zaim/ İthaki Yayınları/ 381 sayfa
Şeker Portakalı/ Jose Mauro de Vasconcelos/ Can Yayınları/ 182 sayfa

31 Mart 2016 Perşembe

İkisi Bir Arada

                      


   Otomatik Portakal/ Anthony Burgess
    168 sayfa/ Türkiye İş Bankası Yayınları
      Çeviren: Dost Körpe 










Kitabın konusunu okuduğunuzda olay örgüsü hakkında net bir fikir vermeyen bir kitap. Aslında kısa bir kitap ancak içinde çok fazla olay, değişim barındıran da bir kitap. Verdiği mesajlar, üzerinde durduğu ve sorgulamamızı sağladığı ana soru o kadar sağlam ki kitap bitse de üzerine  bolca düşünüyorsunuz. Aklınız kendi toplumunuza ve gündem içerisinde yaşadıklarınıza gidiyor. 

Bunların yanında dil olarak beni sıkan bir kitaptı başlarda. Kitabın arka kapak yazısında ifade edildiği gibi geleceğin argo dili konuşuluyor bu kitapta. Kitabın ana kahramanı Alex belli kalıplar kullanarak ifade ediyor kendini, aslında konuşma diliyle yazılmış; konuşma dilinin tüm yanlış ifadeleri ve kalıpsallığı kitapta da yer almış diyebiliriz. 

Yeni bir dil keşfetmek, bu dili kullanan kahramanla tanışmak, insan davranışlarını var eden temeli ve iyi ile kötü kavramlarını sorgulamak isteyen herkes için ideal bir kitap. 

*İyiliğin sebebini aradıkları yok, öyleyse niye tersini merak ediyorlar ki? Madem kimileri iyi insan olmayı seçiyor, madem bundan haz alıyorlar, onlara hayatta karışmam, kimse de bana karışmasın.





      Rosshalde/ Hermann Hesse
      167 sayfa/ Yapı Kredi Yayınları
      Çeviren: Kamuran Şipal









Bir arkadaşımla eş zamanlı okumamız için ikimizin de daha önce hiç okumadığı bir yazardan bir kitap alıp ona hediye etmiştim. Baya bir sürenin ardından kitabı okumaya karar verdik. 

Başta ki okuma yavaşlığıma karşın kitap bir süre sonra elimde su gibi akmaya başladı. Sebebi olay örgüsünün bir anda hızlanışı ve beni etkilemesiydi. İlk başlarda Hesse'nin diline ısınmak, benimsemek zordu. Oysa sonradan yaptığım bir benzetmeyle okumam kolaylaştı benim için. Kimi betimlemelerini Yaşar Kemal'in betimlemelerine benzetmiştim çünkü.

Kitap hakkında bir şeyler söylemek için herhalde adından başlamak lazım. Kitabın adı kitapta anlatılan ailenin -Veraguth- yaşadığı evin adı. Bu ev tedirginliklere, korkulara, nadiren mutluluklara, yeni yapılan resimlerin yaratma süreçlerine ve iki çocuğun büyümesine tanıklık etmiş bir ev. Haliyle nihayetinde içinde her satırında söylenecek yeni bir sözü olan bir kitap çıkmış ortaya. 

Çatışması benim gözümde sağlamdı, ne akışı ne de sonu aklımda soru işareti bırakmadı. Onun yerine bolca hüzün bıraktı da diyebiliriz. İçimde "Başından sonu bu kadar belli bir kaderi paylaşmasalardı, ne olurdu?" sorusunu uyandırdı. Bir yandan da olayları yaşarken nasıl öngöremediğimizi ama aslında bir çoğunun başından belli sonları olduğunu düşündüm. 

Benim için üzerine düşünmeler, sessizleşmeler kitabıydı bu kitap. Ben de Rosshalde kadar suskun kalakaldım en sonunda. 

*Özellikle en sevimli, en ilginç şeyleri kimsenin bilip açıklayamadığını çoktan öğrenmişti zaten. 

*Dostunun ziyareti, içinde yaşadığı hücrede gedikler açmıştı; yaşam pırıltıları yüzlerce yarıktan sesler, kokular halinde yoklayarak, el yordamıyla bu yalnız kişiye sokuluyordu; eski bir büyü bozulmuştu, daldığı uykudan uyanan kişi dışarıdan gelen çağrıları hayli güçlü şekilde ve biraz acıyla karışık algılamaktaydı. 

8 Mart 2016 Salı

Masumiyet Müzesi/ Orhan Pamuk






        Masumiyet Müzesi/ Orhan Pamuk
         561 sayfa
         Yapı Kredi Yayınları











Bir Orhan Pamuk kitabı okuma fikri aslında !f İstanbul filmleri için bilet bakarken şekillendi aklımda. Çünkü festivalde Orhan Pamuk'un romanından uyarlanan Masumiyet Müzesi'nin filmi gösterilecekti. Ben de biletimi almakla beraber film öncesi kitabı oku, filmi izle, söyleşiye katıl ve en sonunda müzeyi ziyaret et şeklinde ilerleyen bir liste çıkardım kendime. Şayet festival bitti kitap yorumu yeni geliyor şeklinde bir eleştiriniz olursa, kitabı festivalden önce bitiremediğim üstelik kitabın sonunu filmi izlerken öğrendiğim doğrudur. 

Kitap 70'li ve 80'li yıllarda yaşanan bir aşk hikayesini anlatıyor upuzun. Tabi bunu yaparken dönemin siyaseti hariç her şeye birinci ağızdan eleştiri ve açıklama getiriyor. Ana karakterimiz Kemal'in dilinden anlatılan -benim için- kusurlu bir aşk hikayesi kitap. Neden kusurlu bulduğumsa, hikayenin gidişatında bana saçma gelen bazı şeyler olmasından ileri geliyor. Bir türlü içime sindiremiyorum aşklarını. 

Hikayenin gidişatında fazla gelen; bunlar yazılmasa da anlamından bir şey kaybetmezdi kitap dediğim bölümler çok fazlaydı. İster istemez akıcı olmayan bir okuma gerçekleşti. Bunlar dışında yazarın diline alıştığım, hızlandığım dönemler de geçirdim kitabın başında. Ve çok değerli bir şey öğrendim kitaptan. Hatıraların bellekten silinebileceği ama eşyaların o anıları yüce gönüllülükle taşımaya devam edeceği bunlardan yalnızca biriydi. Anı yaşarken anı taşıyan nesnelere bir defa daha böyle anlam kattım. 

Müzelere olan saygım da bir kat arttı. Yerimden kalktığım gibi ne kadar müze varsa şehrin sınırlarında gezmek istedim -başta Masumiyet Müzesi olmak üzere. Orhan Pamuk'un bu kitabının 2013 sonrası baskılarının tümünde yer alan "Aşk ve Müze Üzerine" son sözü de etkilenmemi pekiştirdi. 

Kitap bana hatırlanacak güzel satırlar, dikkat edilecek anlar ve gezilecek müze/ler bıraktı. İlk Orhan Pamuk okumanız değil ise kitap size keyif verecektir ama ilk okumanız ise sıkılabileceğinizi unutmayın. 

*Çünkü aşk verdiği ıstırap ile ruhumu bir yandan terbiye ediyor ve beni daha olgun bir adam yapıyordu, ama diğer yandan da aklıma bütünüyle el koyarak, olgunluğun verdiği mantığı kullanmama çok az izin veriyordu.

*Eşyaların gücü içlerinde birikmiş hatıralar kadar, bizim hayal ve hatırlama gücümüzün cilvelerine de bağlıdır elbette. 

*Aristo'ya göre anları birleştiren çizginin zaman olması gibi, eşyaları birleştiren çizginin de bir hikaye olacağını anlıyordum.


23 Şubat 2016 Salı

Boğulmamak İçin/ George Orwell





   Boğulmamak İçin/George Orwell
  Can Yayınları/254 sayfa
  Çeviren: Suat Ertüzün 








Bir yılbaşı çekilişinde önüme gelen paketten çıkan hediye; fotoğrafta gördüğünüz Orwell kitabıydı. Elimdeki kitapları okudukça sıra Boğulmamak İçin'e geldi. Bu güzel hediye için buradan da teşekkür ediyorum tabi kitabı alan arkadaşıma.

Orwell'ın dilini sağlam, okunası ve akıcı buluyorum. Bazı paragraflarının yoran uzunluğuna rağmen edebiliğinin yanında öğreticiydi de. İki savaş arası bir İngiltere okudum, kendimi bambaşka yıllara ait buldum. Benim belki de kısacık ömrümde geriye dönüp baktıklarımın yetmiş seksen yıl önceki hallerini gördüm. 

Bunların yanında ilk roman oluşunu fazlasıyla hissettim. Daha önce yalnızca Bin Dokuz Yüz Seksen Dört kitabını okuduğum yazarın, sonraki yıllara kalemini nasıl hazırladığını görür gibi oldum kitapta. Örneklerinin kaynaklarını, distopyaya kayan hayal gücünü bu kitapta sezdim. En önemlisi de eski bir tanıdığımla karşılaşmış gibi oldum satırlarda. 

Kitabı kapattığımda en net verdiğim karar ise tüm Orwell kitaplarını okumam gerektiği ve hayatımın farklı noktalarında okuduğum kitaplarını yeniden okumam gerektiğiydi. Orwell değişen dünyaya karşı hala ayakta kalabildiğine inandığım yazarlardan. O yüzden hala yazarın bir kitabını okumadıysanız bence elinizi çabuk tutmalısınız.

*Her şeye vakit vardır ama yapmaya değer şeyler hariç. Sahiden önemsediğiniz bir şeyi düşünün. Sonra sadece ona harcadığınız zamanı saat saat toplayın ve hayatınızın ne kadarcık bir bölümünü kapladığını hesaplayın. 

*Öte yandan öbür dünya inancı gibi şeylerin önemini yitirdiği dönemler esas olarak oturmuş dönemlerdir; uygarlığın bir fil gibi dört ayak üzerinde sağlam durduğu dönemlerdir. 

*Kah neden olmasın diye düşünüyor kah bunun sadece hayalini kurup yapamadığımız şeylerden biri olduğunu kendime telkin ediyordum. 

14 Şubat 2016 Pazar

Piç/ Hakan Günday







             Piç/Hakan Günday
              Doğan Kitap Yayınevi
                  224 sayfa











Bundan tahmini üç yıl önce lisede sıra arkadaşımın okuduğunu gördüğüm bir kitaptı Piç. Hakan Günday ismini de yeni yeni duymaya başladığım sıralardı. Benim bilinç altımda öyle bir birleşmiş ki Hakan Günday ve onun kitabı Piç; ben okuyacağım ilk Hakan Günday kitabının Piç olacağını yıllardır biliyorum. Böyle bir hikayenin sonucunda tabi ki öyle de oldu.

Piç literatüre geçtiği anlamda kullanılmıyor tabi kitapta. Kitaptaki anlamıyla piç; iyi koşullar altında yaşayan fakat yaşamak istemeyen, yetenekleri olan fakat kullanmayan, bilen gören duyan anlayan ama bilmiyor görmüyor duymuyor anlamıyormuş gibi davranan adamlar. Kendilerini hayattan soyutlayabilmiş, umursamamayı, öylesine yaşayabilmeyi öğrenebilmiş insanlar. Haliyle her düşünceye, inanışı aslında hem yakın hem uzak kalabilenler kitabın karakterleri. Bir bakıyorsun dünyanın en zeki adamı, bir bakıyorsun aptallık çukurunda yüzüyor diyebildiğin değişik bir topluluk onlar.  

Ben okurken bu değişik insanların arkadaşlıklarına, aile ilişkilerine, aşklarına ve onları gördüğümüz insanlar yapan tüm özelliklerine baktım. Baktıkça çevremizde görebildiğimiz insanlara kitaptaki anlamıyla 'piç' diyebilir miyiz diye düşündüm. Eh biraz da zamanda yolculuk yapıp 2002 yılına gittim. Yaşamın bazı kolaylıklarına ve zorluklarına şahit oldum. 

Kitap akıcı, kısmen öğrenebileceğiniz yeni bilgilerin olduğu bir kitap ancak beklentiyi düşük tutmakta fayda var. Hakan Günday hakkındaki şimdilik ikircikli olan düşüncelerim umarım diğer kitaplarında değişir. 

* "... Domino taşlarını bilirsin. Önce özenle dizilirler sonra tek bir fiskeyle hepsi teker teker yıkılır. Ancak romandaki hikayede domino taşlarından oluşmuş zincirin iki tarafına da aynı anda dokunuluyor ve zincir aynı anda iki taraftan yıkılmaya başlıyor. Zincirdeki domino taşı sayısı tek. İki uçtan birbirlerini yıkarak ilerleyen taşlar tam ortadaki taşın iki yanına da aynı anda çarpıyor. Ortadaki taş aynı anda, aynı güçte iki darbeyi, iki taraftan aldığı için ayakta kalıyor. Bütün yıkılmış taşların arasında tek başına duruyor..."

*Ceza yaşıyormuş taklidi yapmaya mahkum olmaktır. Bir insanın tanıyabileceği en şiddetli acının kaynağıdır." 

*Oysa psikoloji kitaplarına göre kişinin ailesini zihninde yaratması bir hastalık, sonsuza dek mutlu yaşamak da edebiyat kitaplarına göre masaldır. 

5 Şubat 2016 Cuma

Son Üç Ayda Okuduklarım

NOT: 
Bu paylaşımı son üç ay içerisinde okuduğum dört kitabı bir arada değerlendirmek amaçlı yapıyorum. Gerek okul yoğunluğu gerek üşengeçliğimden ötürü ancak fırsat bulabildim yorumlamaya. 

1) Annem Belkıs


           


             Annem Belkıs
           Gündüz Vassaf
        İletişim Yayınları/ 303 sayfa














Annem Belkıs, bir oğlun annesinin hayatından, annesinin anlattığı biçimde yaşadıklarını, öğrendiklerini, deneyimlediklerini yazması bir bakıma. Gündüz Vassaf dilini fazlasıyla sevdiğim bir yazardı bu kitaptan önce de. Fakat bu kitapta annesinin yaşadığı zorluklara ne kadar destek olduğunu, anılarını yaşatmayı kendine görev edindiğini de gösteriyor. 

Kitapsa Rumeli'de 1900'lü yılların başlarında ikamet eden bir kadının: Belkıs Halim'in nasıl göç ettiği, değiştiğini, kadın olmanın zorluklarıyla baş başa kaldığını; değil yurdunda Amerika'da da çektiği zorlukları gösteriyor. Savaşlara tanık olmanın yanında savaşlardan ötürü yurdundan uzak kalmanın zorluğunu da yaşamış bir kadın Belkıs. Aslında ruhunda neredeyse bir yüzyıldan izler taşıyan en gencinden yaşlısına herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğine inandığım biyografik bir roman Annem Belkıs. Bence okunmalı ve bu az bilinen yaşanmışlığı bol kadına bir defa daha saygı duyulmalı. 

*Halbuki aktörler zenci rolü yapan beyazlardı. Zenciler radyoda bile kendini canlandıramıyordu o zamanlar. Radyoda bile rol almaları mümkün değildi.

*Memleket gene arkamızda kalmıştı ama bu arada ailemizde Amerika'da bir hayli çoğalmıştı. Yüzyıllarca Rumeli'deki dar çevremiz ve aile içi evliliklerle süregelen sülalemiz Amerika'da bir iki kuşak içinde İskandinavyalısı, zencisi, İrlandalısı, yahudisi, katoliği ile "dünyalı" oluvermişti.



  2) Mutluluk




             


              Mutluluk
           Zülfü Livaneli
          Doğan Kitap
            376 sayfa










 Mutluluk Türkiye'nin doğusunda sıklıkla -maalesef- görülen bir olayı: töreyi konu alıyor. İçerisinde mutluluğu keşfetme yolunda üç karakter barındırıyor kitap. Töre kurbanı olmak üzere olan bir genç kız, onu öldürmekle görevli amcasının oğlu ve diğer ikisinden bağımsız bir şekilde üniversitede profesör olan orta yaşlı bir adam. Yollarını kesiştiren ise gizliden gizliye mutluluk arayışında olan ruhları oluyor. 

Türkiye'ye farklı bakan bu üç karakter kitabın yazıldığı zamanı, daha öncesini ve kitap yazıldıktan bir müddet sonrasını, şimdiyi yansıtıyor. Diline alıştıktan sonra bakıyorsun birbirinden farklı düşünceleri dile getirip, savunabilen bir yazarın kitabını okumuşsun. Livaneli'de kendi adıma en sevdiğim tarafta bu.

*Tanrı, her sabah yapıp her akşam bozduğu bulut tablolarında, bugün minimalist bir tarzı tercih etmişti. 

*Hiçbir şey kıpırdamıyordu ve sanki o tekne yüzen bir şey değildi de sağlam temellerini suya salmış beyaz bir kuleydi.



3) Oğullar ve Rencide Ruhlar




     


      Oğullar ve Rencide Ruhlar
         Alper Canıgüz
         İletişim Yayınları
            204 sayfa










Oğullar ve Rencide Ruhlar'ın ana kahramanı Alper Kamu adında beş yaşında bir çocuk. Ve yaşına bakmaksızın mahallede gerçekleşen bir cinayeti çözmeye soyunuyor. Ne yalan söyleyeyim, Alper bildiğimiz beş yaşındaki çocuklardan değil. Okurken karşındaki çocuğun bazen on beş bazen yirmi beş yaşında olduğuna inanıyorsun. Kitabı da akıcı ve eğlenceli kılan buydu sanırım. 

Bazen insan kötü hisseder, hiçbir şey yapmak istemez ya işte öyle bir anda okunması gerektiğine inandığım bir kitap.

*İnsan yüreği bir sarkaç gibidir işte böyle. İstediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa akmaya başlar. 

*Çözülecek onca mesele varken, ben mutluluğun makul tekrarlar bütünü olduğu biçimindeki tuhaf düşünceye saplanmış, sonsuza kadar sürdürülebilecek münasip bir yaşam döngüsü kurgulamaya çalışıyordum.


4)Can



      

             Can
          Andrey Platonov
           Metis Yayınları
             147 sayfa











Can Ekim 2015'ten beri okumaya niyetlendiğim sürekli yarım bıraktığım tamamlayamadığım bir kitaptı. Fırsatını bulunca en baştan başladım okumaya ve benim için bir soluk denebilecek bir sürede bitti. 

Kitapta beni çeken ilk şey tarihi yönüydü. Türkiye'de az duyulmuş yasaklı Rus bir yazar tarafından yazılması, yani yeni bir yazar keşfetme düşüncesi beni ikinci çekendi. Kitabı okudukça daha pek çok yönünü seveceğimi bilmiyordum tabi.

Can aslında bir halka verilen ad ve bu halk yazar tarafından şöyle tanımlanıyor: "Bedenini hoşar'larda, çöllerde yokluk çekerek tüketmiş, yaşam amacını unutmuş, bilincini ve merakını kaybetmişti, çünkü arzuları bir an için bile, bir nebze olsun gerçekleşmemişti; halk günlük kıt yiyeceğinin, yani kaplumbağaların, kaplumbağa yumurtalarının ve su içtiği birikintiden yakalamaya başladığı ufak tefek balıkların ona sağladığı mekanik hareketler sayesinde yaşıyordu." Böyle tanımlanan bir halka sosyalizmi öğretmek hatta ondan da önce yaşadığını hatırlatmak gerekiyordu. 
Kitapta da bir halkın mücadelesini görmekle beraber çok da şey öğrenebilirsiniz.

*Sonunda anlayıverdi ve gülümsedi: Sözcükler anlaşılmaz olmuştu çünkü sesten ibarettiler; merak, duygu ve ilham içermiyorlardı, onları telaffuz eden adamın içinde tonlama yapabilen bir kalp yokmuş gibi. 

*Aslında insanlar akıldan ya da hakikatten değil, sırf doğdukları için yaşarlar ve kalpleri, çarptığı müddetçe, çaresizliklerini işleyip parçalara böler, kendi de sabırla çalışmaktan cevherini yitirerek viran olur.