Sayfalar arasındaki yolculuğunu sayfalar arasında yolculuk etmeyi seven diğer insanlarla paylaşma amacıyla açılan kendi halinde bir blog
9 Eylül 2015 Çarşamba
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört/George Orwell
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört/George Orwell
Can Yayınları/ 350 sayfa
Çevirmen: Celal Üster
İlk defa bir George Orwell kitabını elime aldığımda yaşım on iki bile değildi. Elimdeki kitap ise Hayvan Çiftliği'ydi. O günler için daha ön sözünü bile yeterince kavrayamadığım bir kitaptı benim için, sonrasında Hayvan Çiftliğini okumaktan vazgeçmiştim zaten. Oysa bir ön sözün neler ifade edebileceğini en çok bu kitapta hissettim. Aynı çevirmenin ön sözüyle başlıyordu diğer Orwell kitabı da ve ben bu dili tanımaktan kendimi alamadım.
Orwell'ın geçmişini, yaşadığı şehirleri, ülke topraklarını, siyasi ortamları ve savunduklarını gördükçe daha da anlamlı gelmeye başladı tüm söyledikleri. Kitabı okumaya başladıktan sonra da sayfaları "Bir hükümet nasıl olmalıdır?"dan çok "Bir hükümet hatta bir dünya nasıl olmamalıdır?"ın cevabını bularak çevirdim.
Aslında bir hayli de şaşkındım okurken, nasıl bir zihin de birikebilirdi bütün bunlar? Aslında nasıl acımasız, vahşi ve yıkıcı bir Parti bir zihinde böylesine parlak, apaçık ortaya çıkabilirdi? Bunu yazarken yazarı korkuları mı beslemişti yoksa gerçekliğe karşı duyduğu inanç mı?
O kadar ve o kadar çok sorguladım ki "çifdüşün"ebilir miyim diye, düşüncelerim biri tarafından ortaya birdenbire serilebilir mi diye, şuan televizyon dediğimiz ekranlar da tele-ekranlar gibi bizi izliyor mudur diye. Bana korku ve geleceğe karşı umutsuzluğu aşıladı Orwell. Bir gün bir siyasi bunu hırsları ve kibriyle okursa dünya nasıl bir hale gelir diye? İlk defa bir kitap beni umuda doğru yolculuğa çıkarıp; hayata karşı "iki kere iki dört eder
diyebilmek" satırının gücüne inandırdıktan sonra huzursuzca beni varış noktasına: kitabın sonuna bıraktı.
Bunlara rağmen güzel satırlarda kazındı aklıma tabii;
*Gerilimli anlarda insanın bir dış düşmana karşı değil de, hep kendi bedenine karşı savaştığını fark ediyordu.Şimdi bile, içtiği cine karşın, midesindeki buruntu, doğru dürüst düşünmesini engelliyordu. Bunun destansı ya da trajik görünen tüm durumlar için de geçerli olduğunu anlıyordu şimdi. Uğruna savaştığımız davalar, savaş alanında, işkence odasında, batmakta olan bir gemide hep unutuluveriyordu, çünkü beden şişip büyüyerek tüm evreni kaplıyordu; korkudan çarpılmadığınız ya da acı içinde haykırmadığınız durumlarda bile, yaşam her an açlığa, soğuğa, uykusuzluğa, mide buruntusuna ya da diş ağrısına karşı verilen bir savaşımdı.
*Birini seviyorsan gerçekten severdin, verecek başka bir şeyin yoksa bile sevgin yeterdi.
"Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tüm dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun.
3 Eylül 2015 Perşembe
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat--Bir Yüreğin Ölümü/Stefan Zweig
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat--Bir Yüreğin Ölümü
Stefan Zweig
Can Yayınları/122 sayfa
Çeviren: Gülperi Sert
Bu yaz tatili benim için fazlasıyla yoğun ve stresli geçti. Sınav sonucu, tercihler ve tercih sonuçları derken günler birbirini kovaladı. Ben ise istediğim şehirde istediğim üniversitede istediğim bölümden biraz sapmış olarak beni fazlasıyla mutlu eden bir yere yerleştim. Kısacası şans benden yanaydı. Bu sırada tabi okumalarım azaldı ve bende taa İstanbul'a gitmişsin gez, gör ve oku dedim kendime. İşte Zweig tarafından yazılmış bu iki uzun öyküyle tanışmam da tam bu sıralara denk düştü. Fotoğraf Moda Parkı'ndan bu arada.
Kitaptaki ilk uzun öyküye gelecek olursam kendisi bir hayli merak uyandıran, mekanı ve zamanı anlattığı atmosferin doğasına uyan bir öykü. Aslında hepimizin zaman zaman yapmak istediği o tanımadığım birine bütün hayatımı anlatabilsem hissinden yola çıkmış bir hikaye; ancak buradaki anlatılan tüm yaşantıdan çok yalnızca 24 saat.
İkinci öyküde ise yazar kısmi hayal kırıklıklarımızı, kendimizi yalnız, unutulmuş, önemsiz hissettiğimiz bir andan yola çıkıyor. Baba olduğunuzda başka anne olduğunuzda başka şeyler kırıyor sizi. Burada her şeyden çok bir baba, bir eş ve mutluluktan uzak olmanın izleri var.
Ben hep Zweig'ın ilk okuduğum kitabının Satranç olacağına inanırdım oysa ilk kitabı ani bir kararla bu kitap oldu. Pişman mıyım? Asla. Çünkü ben Zweig'ın Freud hayranlığını bu kitapta fazlasıyla hissettim. Cümleleri okurken bende yaşadım söylenen ruhsal özellikleri. Karakter yorgun düştüyse bende onunla beraber yorgun düşüp oturuverdim bir banka ya da bir hastalık gereği bir sancı hissettiyse bedeninde bende hissettim. Bazen de okurken soluğumu tutup karakterle birlikte sevinip, üzülüp, acı çekip, şaşırdığımı fark ettim. En çok da yazarlığın bir şeyi anlatmaktan çok hissettirebilmek sanatı olduğunu anladım. Herkes yazabilirdi ama herkes yüreğe dokunamazdı. Bu yüzden iki öyküyle bana başka zamanları, başka şehirleri, başka insanları ve hisleri açtığı için ben hem Zweig'ın güzelim kalemini, hem de okuduğum kitabı çok sevdim.
Okuduğum onca güzel satır içinde "aynen aynen" diyerek eşlik ettiğim o satırlar;
*Kibirle, şımarıkça, ruh, fikir, duygu dediğimiz, ıstırap dediğimiz şeylerin aslında ne kadar da zayıf, zavallı, acı veren şeyler olduğunu korkuyla hissediyorum, çünkü bunlar en üst düzeyde bile olsa acı çeken, kıvranan insan bedenini tamamen yok edemiyor, çünkü böyle anlarda dahi insan üzerine yıldırım düşen bir ağaç gibi yere yığılmak yerine, damarlarındaki kan akmaya devam ediyor. Bu acı, sadece bir an, bir dakika bedenimi sarmıştı, nefes alamamış, tıkanmış ve ölümün soluğunu hissetmiş bir halde banka yığılmıştım. Fakat biraz önce dediğim gibi, tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzun ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür.
5 Temmuz 2015 Pazar
Sil Baştan/Ken Grimwood
Sil Baştan/ Ken Grimwood
361 sayfa/ KoridorYayıncılık
Çeviren: Seçil Ersek
Hayata yeniden, en baştan, hatasız başlayabilmek fikri bana hep güzel gelmiştir. Ama başına her geleni bileceğin, mücadele etmen gereken tek zorluk sebebini bilmediğin bir zaman karmaşası ise eğer o hayatın tadı biraz kaçıyor gibi.
Kitabı okurken hissettiğim bir diğer kavramsa kaybetmek oldu. Her şeyini yeni baştan kurup kaybedeceğini bilmek. Bir kimseye, bir mekana ait olmadan kimseye de benim diyemeden bilinçsizce sürüklenmek kötü olmalı. Tek ait olduğun şey yaşadığın zaman dilimiyse hele.
Bunların ötesinde yazarın kitabı 1986'da yazdığını öğrenmiştim başlamadan önce. Belli yıllar arasının siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel çalkantılarını barındıran bir kitap, birkaç kıtanın coğrafi bilgisini bilmenin de avantajıyla yazılmış zengin bir içeriğe sahip.
Kitapla ilgili diğer bir sorguladığım noktaysa mantıklı ve istikrarlı bir temele sahip olmasının yanında tadımlık bir bilimkurgu da olabilecekken bunun yolu kendi kendine kesilmiş ve farklı bir noktaya itilmiş. Tabi yazarın düşünceleri yansıtmak istedikleri kitabın içerisinde yer alanları tamamen destekliyor da olabilir buna çok da söyleyecek bir şeyim yok.
Zamanı irdelediğiniz, hayatın yoğunluğundan kaçıp keşke şimdi farklı bir zamanı okusam dediğiniz bir anda alıp satırlarına kapılabileceğiniz bir kitap. Çok büyük beklentilerle okumamanız tavsiyemdir.
Kitaptan:
*...Biz sadece -sen ve ben değil bu toplumdaki herkes- zalimliklerle birlikte yaşıyoruz; rastgele ölüm tehlikesiyle birlikte. Bunu neredeyse görmezden geliyoruz, bizi doğrudan tehdit ettiği zamanlar hariç. Daha da kötüsü bazı insanlar bunu eğlenceli buluyor, bir tür heyecan gibi. Haber sektörünün en azından yüzde sekseni bundan ibaret: Amerika'ya günlük gereken trajediyi sağlamak, başka insanların kanı ve işkencesiyle.
20 Mayıs 2015 Çarşamba
Benden Selam Söyle Anadolu'ya/Dido Sotiriyu
Benden Selam Söyle Anadolu'ya/Dido Sotiriyu
259 sayfa/Can Yayınları
Çevirmen: Attila Tokatlı
Okumaya Nasıl Karar Verdim?
Bundan yaklaşık bir buçuk sene önce sanıyorum ki bir edebiyat dersinde sıra arkadaşım ile edebiyat öğretmenimiz arasında sözü geçti. "Ne kadar güzel bir kitaptı sende varsa getirirsen tekrar okurum." şeklinde ilerleyen bir sohbetle ilerletti edebiyatçımız konuşmayı. Ben ilk defa duymuş ve sanırım her şeyden önce adının bende bıraktığı izlenimden etkilenmiştim. Arkadaşıma bende okuyayım mı derken bir şekilde öğretmenimize değil benim elime geçti kitap. Ben daha öncesinde başlamama rağmen devamını getirememiş maalesef ki yarım bırakmıştım. Bu günlerde de mezun olmamız yakın olduğu için okumaya karar verdim.
Kitaba gelirsek konu açısından Balkan Savaşı sıralarından başlayıp Birinci Dünya Savaşını içine alan ardından da Kurtuluş Savaşı ve zorunlu göçleri mecbur kılan bir dönemde; Rum köylülerinin hayatını anlatıyor kitap. Bunlar çok tartışılan, çok çelişkiye düşülen herkesin bence böyle deyip farklı bir görüş ileri sürdüğü bir dönem aslında. Bu açıdan bilmediğimiz o kadar çok olay, yaşanmışlık ve bilinmeyen gerçek var ki kitabı okurken başımdan aşağı kaynar sular dökülmedi desem yalan olur.
Kitabı okurken bir an durup bunu kim yazıyordu ya deyip kitabın içindeki karakterleri Türk, olayları da bizim başımıza gelmiş olaylar gibi algıladım. Kitap ilerledikçe de zaten çok da farklı değilmişiz ki dedim. Komşunun komşuyu dost bildiği, kardeş bildiği bir dönemden nasıl karşılıklı kin, nefret bürüyen ve kitaptaki ifadeyle "kardeşi kardeşe kırdıran" bir döneme gelindiği irdeleniyor.
Savaş elbette yüzyıllardır yaşanan insanları yıpratan, çoğunlukla savaşta yer almayanı savaşmayı emreden yalnızca daha fazla para için yaşayan insanların kazandığı bir saha. Savaş her seferinde olduğu gibi bu seferde açlığı, susuzluğu, yoksulluğu, yurtsuzluğu, evsizliği, işkenceleri, savaşmayı, canını kaybetmemek için canını ortayı koymayı emrediyor. Çünkü en çok korku, ölüm, kin, nefret besleniyor savaşlardan. Çünkü dost yaşamış milletler kaybediyor birbirlerini yalnız, onlar zararlı çıkıyor.
Türkler olarak yaşadığımız sürece galeyana gelmeye hazır bir millet olacağız bence. Çünkü içimizde yer aldığı söylenen o savaşçı özellikler hep sömürülmeye hazır bekleyecek. Biri parayı vaat edecek, biri toprakları, biri o düşman baksana diyecek. Dürbünle baktığınızda karşınızdaki yer yakın gözükür ya o dürbün her seferinde elimize ters verilip bizim karşıyı ya küçük ya bulanık ya da kusurlu görülmemiz sağlanacak. Okuduğumda öylesine umutsuzluğa düştüm ki bir an olsun barışı düşünelim, doğruyu olduğu gibi görelim istedim. Bu değil ki hakkımızı savunmayalım. Gerekirse bize zarar verecek olana karşı bir olmayı bilelim ama asıl bizi yok etmek isteyenleri dost bilmeyelim.
Kitaptan sonra gözlerim dolmuş, beynim allak bullak olmuş durumdaydı ama bu kadar dolduğumu tahmin etmiyordum. Kısacası kitap güzel bir sorgulamaya, düşünmeye itiyor insanı.
NOT: Kitaptan sonra en çok düşündüğüm kısım "Ne kadar objektifti?" oldu. En çok etkilendiğim ise şimdi onlardan korkmuyorduk çünkü güç bizdeydi, onlar savaşırken bizi yakıp yıkmış zarar vermekten çekinmemişti şimdi bizde aynı güçteyiz ve ne kadar dost bilsek de bizde onları yaraladık, onlara hayvan derken şimdi aynılarını yaparak biz hayvan olduk benzeri çıkarımlarda bulunmasıydı.
Kitaba elbette Yunanistan tarafından bakınca onları da haksız bulamıyorsun yaptıklarından dolayı ama ben aksine sadece savaşın varlığını haksız buldum. Kızdım en çok da, yüzyıllar boyu sürecek bir düşmanlığa teslim olduğumuz için.
Kitapta birçok güzel tespit olduğunu düşünüp not alırken ben yorulsam da işte birkaçı:
*Ben bunca sevdiğim bu şehrin, kapısını yoksullara ardına kadar açtığını sanmıştım. Sanmıştım ki, lütfuna ermek için, körebe oynar gibi gözlerini kapayıp ellerini uzatmak yeter...
*Böyledir yüreği insanoğlunun: Küçücük bir felakette duracak gibi olur ama sonuna kadar dayanır büyük felaketlere.
*Ne biçim bir kuvvetti bu kuvvet ki, her vuruşumuzu sanki kendi kendimize indirdiğimiz bir darbe haline getiriyordu?
*Uyumak istiyordum; bir daha uyanmamak üzere uyumak... Ama böyle anlarda bile insanın en değerli hazinesi hayattır...
2 Mayıs 2015 Cumartesi
Al Gözüm Seyreyle Salih/ Yaşar Kemal
Al Gözüm Seyreyle Salih/ Yaşar Kemal
Yapı Kredi Yayınları/398 sayfa
Okumaya Nasıl Karar Verdim?
Açıkçası benim yaz tatilinden beri isteğim Yaşar Kemal'in okuduğum ilk kitabının İnce Memed olmasıydı. Ancak yaz tatilinde bunu istesem de vaktim olmadığından gelecek yaza erteledim. Sene içinde ne yazık ki usta yazarı kaybettik. Bende daha fazla geciktirmemem gerektiğine karar verip kitapları içinden ne okusam diyordum ki Bahar Şenliği Listesi'nde de unutulmadığını görüp ayrıca sevindim. Okumaya böyle karar verdim ama bu kitapta beni en çok çeken bir martı üzerine kurulu bir hikaye olması oldu. İşin içine Karadeniz'de geçiyor olması da girince dayanamadım. Sonuç olarak tanışma kitabı seçimimi "Al Gözüm Seyreyle Salih"ten yana kullandım.
Kitaba gelirsek ben benim için uzun soluklu bir yolculuk olacağını bilmeden elime almışım. (Bunda sürekli olarak ders çalışmamın ve okul dershane telaşının da payı var elbette.) Bir ayı geçik zaman benimle şehir içi otobüs dolmuş yolculuklarına; dershane okul sıralarına şahit oldu. Bende aynı zamanda kendimi Karadeniz'de, deniz kenarında, türlü çiçekli ağaçlar altında ve daha nice güzel yerde buldum. En önemlisi eşsiz bir anlatımla tanıştım.
Kitabı okurken en çokta şunun farkına vardım. Günlük okuma miktarımızda bence doyum sınırımız var. Okuduğumuz sayfa miktarı, kitabı okuyuş hızımız yazarın dilinin doyuruculuğuyla alakalı. Yaşar Kemal okuduğum en doyurucu yazarlardan biriydi. Günde beş sayfa okumamla bugünlük yeter dediğim oldu.
Kitabın içeriğine gelirsek: 11 yaşındaki Salih'in yaşadığı Karadeniz kasabasından hayata, ülkesine, doğaya, insanlara ve hatta ülkenin siyasal çalkantılarına bile bakışını yansıtan; bunları anlatırken de kanadı kırılmış bir martıya yardım çabasını ele alıyor roman. Küçük bir çocuğun dünyayı algılayışı, sorgulayışı, öğrenme çabası ve hayal gücü öylesine güzel bir dille anlatılıyor ki, her anlatılanla, kurulan düşle kendini bambaşka bir maceranın ortasında buluyorsun. Benim ben neredeyim, bu olaya, buraya nasıl geldim dediğim anlarım oldu. Neyse ki girilen olaylardan, anlatıdan gerçek duruma öyle güzel bağlanıyordu ki, keyif veriyordu okumak insana.
Üstelik önce insan, önce insan olabilmek, insan kalabilmek; sevmek ve sevmeyi unutmamak üzerine aldığım önemli derslerde oldu. Yaşam sevincini satırlardaki tasvirlerde, kişilerin ruh hallerinin ustaca yansıtıldığı cümlelerde buldum.
Yaşar Kemal'i henüz okumadıysanız bu kitap benim için doğru bir tercihti. Sizde okumadan önce fikir edinmek isterseniz yorumum umarım faydalı olur, okur, çevrenizdeki insanlarla paylaşırsınız.
Beğendiğim satırlardan bir kaçı;
*Gözlerinin önüne cenneti serin, o cenneti onlara verin istemezler, sevmezlermiş de, ulaşamadıkları çölü, dikenli kıracı severlermiş.
*Belki de insanların hiç bilmedikleri, bilmeleri gereken, bilmeyince de onları insanlıktan çıkaran, sevgiyi, aşkı, kuşlardan öğreniyorlardı.
*...Hepsinin ne anlama geldiğini bilmiyordu ki, salt yüreğinde, bir koku, bir ses, bir renk, bir ışık gibi duyuyordu içinde, bir yerlerde.
24 Mart 2015 Salı
Burcu'nun Bahar Okuma Şenliği Listesi
1. Kategori (10 puan): Yaşar Kemal'den bir kitap. Kısa bir süre önce kaybettiğimiz ustaya saygı kategorisi.
Al Gözüm Seyreyle Salih/ Yaşar Kemal/ Yapı Kredi Yayınları/ 397 sayfa
3. Kategori (10 puan): Bir iki kitabını okuyup külliyatını okumayı gönlünüzden geçirdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Kavim/ Ahmet Ümit/ Everest Yayınları/ 534 sayfa
4. Kategori (10 puan): 1001 kitap listesinden bir kitap.
Otomatik Portakal/ Anthony Burgess/ Türkiye İş Bankası Yayınları/ 168 sayfa
5. Kategori (10 puan): Mizahi türde, eğlenceli bir kitap.
Çapulcu Musun? Vay vay/ Muzaffer İzgü/ Bilgi Yayınevi/ 157 sayfa
6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Batı cephesinde yeni bir şey yok/ Erich Maria Remarque/ Everest Yayınları/ 215 sayfa
10. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
1984/ George Orwell/ Can Yayınları/ 350 sayfa
11. Kategori (10 puan): Bir öykü kitabı.
On İkiye Bir Var/ Haldun Taner/ Bilgi Yayınevi/ 184 sayfa
13. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
Kitap Hırsızı/ Markus Zusak/ Martı Yayınları/ 574 sayfa
16. Kategori (10 puan): Bir savaş romanı. (Fantastik savaşlar kapsam dışı)
Benden Selam Söyle Anadoluya/ Dido Sotiriyu/ Can Yayınları/ 259 sayfa
17. Kategori (10 puan): Çok uzun süredir okumaya niyetlenip okumayı sürekli ertelediğiniz bir kitap.
Şemspare/ Elif Şafak/ Doğan Kitap/ 248 sayfa
18. Kategori (Her kitap 10 puan, 3 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 50 puan): Dünya edebiyatından üç kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Uzakdoğu, biri Balkan edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.
Yüzyıllık Yalnızlık/ Gabriel García Márquez/ Can Yayınları/ 461 sayfa -Latin Amerika Edebiyatı
Cenneti Öldürmek/ Ma Jian/ Martı Yayınları/ 464 sayfa -Uzak Doğu Edebiyatı
Balkan Edebiyatı için kitap bakacağım.
20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Gün Olur Asra Bedel/ Cengiz Aytmatov/ Ötüken Yayınları/ 426 sayfa
Mart Menekşeleri/ Sarah Jio/ Arkadya Yayınları/ 336 sayfa
Gece Tayyarede Açıkta/ Orhan Bahtiyar/ Aya Kitap/ 400 sayfa
Yaşamın Ucuna Yolculuk/ Tezer Özlü/ Yapı Kredi Yayınları/ 125 sayfa
22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.
(Koridor Yayınlarından 4 kitap okumak üzere belirledim bu kategoriyi.)
Sil Baştan/ Ken Grıimwood/ Koridor Yayınları/ 361 sayfa
Zaman Haritası/ Felix J. Palma/ Koridor Yayınları/ 531 sayfa
Dante Denklemi/ Jane Jensen/ Koridor Yayınları/ 648 sayfa
Göremediğimiz Tüm Işıklar/ Anthony Doerr/ 576 sayfa
YGS geçtiğine hatta sonuçlarının bile açıklandığına göre Bahar Şenliği başlasın. Gelsin testler gitsin kitaplar :)
Al Gözüm Seyreyle Salih/ Yaşar Kemal/ Yapı Kredi Yayınları/ 397 sayfa
3. Kategori (10 puan): Bir iki kitabını okuyup külliyatını okumayı gönlünüzden geçirdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Kavim/ Ahmet Ümit/ Everest Yayınları/ 534 sayfa
4. Kategori (10 puan): 1001 kitap listesinden bir kitap.
Otomatik Portakal/ Anthony Burgess/ Türkiye İş Bankası Yayınları/ 168 sayfa
5. Kategori (10 puan): Mizahi türde, eğlenceli bir kitap.
Çapulcu Musun? Vay vay/ Muzaffer İzgü/ Bilgi Yayınevi/ 157 sayfa
6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Batı cephesinde yeni bir şey yok/ Erich Maria Remarque/ Everest Yayınları/ 215 sayfa
10. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
1984/ George Orwell/ Can Yayınları/ 350 sayfa
11. Kategori (10 puan): Bir öykü kitabı.
On İkiye Bir Var/ Haldun Taner/ Bilgi Yayınevi/ 184 sayfa
13. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
Kitap Hırsızı/ Markus Zusak/ Martı Yayınları/ 574 sayfa
16. Kategori (10 puan): Bir savaş romanı. (Fantastik savaşlar kapsam dışı)
Benden Selam Söyle Anadoluya/ Dido Sotiriyu/ Can Yayınları/ 259 sayfa
17. Kategori (10 puan): Çok uzun süredir okumaya niyetlenip okumayı sürekli ertelediğiniz bir kitap.
Şemspare/ Elif Şafak/ Doğan Kitap/ 248 sayfa
18. Kategori (Her kitap 10 puan, 3 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 50 puan): Dünya edebiyatından üç kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Uzakdoğu, biri Balkan edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.
Yüzyıllık Yalnızlık/ Gabriel García Márquez/ Can Yayınları/ 461 sayfa -Latin Amerika Edebiyatı
Cenneti Öldürmek/ Ma Jian/ Martı Yayınları/ 464 sayfa -Uzak Doğu Edebiyatı
Balkan Edebiyatı için kitap bakacağım.
20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Gün Olur Asra Bedel/ Cengiz Aytmatov/ Ötüken Yayınları/ 426 sayfa
Mart Menekşeleri/ Sarah Jio/ Arkadya Yayınları/ 336 sayfa
Gece Tayyarede Açıkta/ Orhan Bahtiyar/ Aya Kitap/ 400 sayfa
Yaşamın Ucuna Yolculuk/ Tezer Özlü/ Yapı Kredi Yayınları/ 125 sayfa
22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.
(Koridor Yayınlarından 4 kitap okumak üzere belirledim bu kategoriyi.)
Sil Baştan/ Ken Grıimwood/ Koridor Yayınları/ 361 sayfa
Zaman Haritası/ Felix J. Palma/ Koridor Yayınları/ 531 sayfa
Dante Denklemi/ Jane Jensen/ Koridor Yayınları/ 648 sayfa
Göremediğimiz Tüm Işıklar/ Anthony Doerr/ 576 sayfa
YGS geçtiğine hatta sonuçlarının bile açıklandığına göre Bahar Şenliği başlasın. Gelsin testler gitsin kitaplar :)
Naz'ın Bahar Okuma Şenliği Listesi
3. Kategori (10 puan): Bir iki kitabını okuyup külliyatını okumayı gönlünüzden geçirdiğiniz bir yazardan bir kitap.Bir De Baktım Yoksun/Yekta Kopan/Can Yayınları/164 sayfa
10. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Cesur Yeni Dünya/Aldous Huxley/
11. Kategori (10 puan): Bir öykü kitabı.
Benim Sinemalarim/Füruzan-/Yapı Kredi Yayınları/200 sayfa
13. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
Kitap Hırsızı/Markus Zusak/Martı Yayınları/574 sayfa
17. Kategori (10 puan): Çok uzun süredir okumaya niyetlenip okumayı sürekli ertelediğiniz bir kitap.
Çıplak ve Yalnız/Dogan Kitap-Hamdi Koç-600 sayfa
22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.
(Yeraltı edebiyatı 2 yerli 2 yabancı yazar kategorisi olarak belirlendi.)
Yerli---> Kinyas ve Kayra/ Doğan Kitap/ 576 sayfa
Yerli-2 ---> Murat Uyurkulak/ Tol Yayınları/ Metis Yayınları/ 262 sayfa
Yabancı ---> Beyaz Zenciler/ Ingvar Ambjörnsen/ Ayrıntı Yayınları/ 320 sayfa
Yabancı-2 ---> Zen Kaçıkları/ Ayrıntı Yayınları/ Jack Kerouac- 272 sayfa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

