24 Mart 2015 Salı

Kış Okuma Şenliğinin Sayfa Arasında için Sonuçları

               Burcu'nun Kış Şenliği Sonucu

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi'nden bir kitap.
Rüzgarın Gölgesi/Carlos Ruız Zafón/Altın Kitaplar Yayınevi/527 sayfa

2. Kategori(10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.
İstanbullular/Buket Uzuner/Everest Yayınları (Çizgi Dizisi)/129 sayfa

5. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.
Sevda Sözleri/Cemal Süreya/Yapı Kredi Yayınları/329 sayfa

17. Kategori (10 puan): Size veya aynı evde yaşadığınız kişilere ait olmayan bir kitap.
Kırk Yedililer/Füruzan/Bilgi Yayınevi/524 sayfa

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı
Kadının Adı Yok/Duygu Asena/Doğan Kitap/197 sayfa

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Dünya edebiyatından dört kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Afrika, biri Asya ve biri Avrupa edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.
Doğunun Limanları/Amin Maalouf/Yapı Kredi Yayınları/183 sayfa  -Asya (Lübnan) Edebiyatı

6 Kitap ve 1889 sayfa okuyarak 78 puanla kapatıyorum şenliği.

              Naz'ın Kış Şenliği Sonucu

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi'nden bir kitap. 
Rüzgarın Gölgesi/Carlos Ruız Zafón/Altın Kitaplar Yayınevi/527 sayfa

5. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.
Küçük İskender/ Karanlıkta Herkes Biraz Zencidir/ Sel Yayıncılık/ 232 syf

10. Kategori (10 puan): Yayınlanmış tek bir romanı olan bir yazarın "o" romanı.
Sırça Fanus/Sylivia Plath/Kırmızı Kedi Yayınları/256 syf

18. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan)Bir Türk, bir yabancı yazardan birer öykü kitabı.
Sallinger/9 öykü/Yapı Kredi Yayınları/172 sayfa

4 kitap ve 1187 sayfa okuyarak Naz'da 51 puanla şenliği kapattı.

Kadının Adı Yok/ Duygu Asena



                                                   Kadının Adı Yok/ Duygu Asena
                                                   197 sayfa/ Doğan Kitap


 Ülkemizde yaşanan acı olaylardan sonra karşıma çıkan adıyla etkileyen bir kitaptı. Olayların üstüne okuyup biraz daha kin tutmama sebep olmasın diyerek sonraya ertelemiştim. Ancak karşıma çıkınca inceleyip satın almadan önce biraz okudum. Anlatımın sadeliği etkiledi, bir an önce okumak istedim. 
  İlk Duygu Asena kitabım; haliyle fikirleriyle, fikirlerini sunuş tarzıyla ilk tanışmamdı. Ben inceliğine güvenip YGS geçtikten sonra kafamı dağıtmak için okurum dediysem de üzerine düşündüren içeriğiyle beni yordu. Sorgulamaya, yorumlamaya itti. 
  Yaşadığım ülke şartlarında belli toplumsal düşünceler yerleştikten sonra okuduğum için radikal kararlar olduğuna inandığım ancak katılmadan da edemediğim düşünceler üzerine yoğunlaşmış bir kitaptı. Kadınlığı, erkekliği, toplumsal kuralların katılığını, mutluluğu, işi, aşkı, parayı ve çok daha fazla hayatı yönlendiren konuda düşündürdü ve etkiledi beni. 
  Kitapla ilgili en çok etkilendiğim noktaysa kitabın adı gibi gerçekten ana karakterin adı yoktu. Uzunca bir süre gerçekliği üzerine çıkarım yapmaya çalıştıysam da sonuç elde edemedim. Hem gerçeğe çok yakın ve olası gelişinden olsa gerek "adı olmayan kadını" sanki her köşe başında karşıma çıkabilecek herhangi bir kadınmış gibi düşündüm. 
  Okumadan önce ardı ardına devam etmek isteyeceğim bir yazar olduğuna inandığım bir yazardı Duygu Asena. Şimdiyse hem geç olmadan tanıştığım için mutlu oldum, hem de daha sakin bir zamanımda diğer kitaplarını da okumak üzere ertelemeyi seçtim.

  Geç olmadan olabildiğince erken yaşta hem kadınlar hem de erkekler tarafından okunması gerektiğine inanıyorum. Bilinçlenmeli ve bilinçlendirmeliyiz. Aksi taktirde çok canlar kaybedip, toplumsal hareket ve gelişmişlikten uzun bir süre daha mahrum kalacağız gibi geliyor.

1 Mart 2015 Pazar

Rüzgarın Gölgesi/ Carlos Ruiz Zafón -Ortak Yayın-

                                       Rüzgarın Gölgesi/ Carlos Ruiz Zafón
                                       Altın Kitaplar/ 527 sayfa


           Nasıl karar verdik?

Nazla birlikte 2013 yılının kitap fuarını gezerken Altın Kitapların standında ne var ne yok diye göz gezdirdik. O sırada benim –Burcu’nun- gözüne çarptı bu kitap. Kitabın konusunu okuyup çok güzel değil mi diyerek Naz’a uzattım ve beğenmesi sonucunda birlikte aynı kitabı almaya karar verdik. Yaklaşık iki yıl oluyor fakat Naz beni bir türlü aynı anda okumaya ikna edememişti. Ta ki kitap okuma şenliğinde birlikte okumaya karar verene kadar.

     Nazın Okuma Hali ve Düşünceleri


  Film eleştirilerinde yazıyorlar, hiçbir dakikasında gerilim eksik değildi diye, kitap film olsa aynen bunu derlerdi. Kitabın konusu Daniel Sempere adında bir çocuğun Unutulmuş Kitaplar Mezarlığında Julian Carax adında bir yazarın kitabını bulmasıyla başlıyor. Şöyle diyebilirim ki yazardan ve bulduğu kitaptan o kadar etkilendim ki google un arama kısmına yazarın adını yazdım cidden böyle bir yazar olabilir mi diye düşünerek. Kitabın içinde öyle bir olay örgüsü var ki katlanarak artıyor, labirent gibi içinde barındırdığı hikayeler. 

  Kitap bitince koca bir boşluk oluştu içimde, yeni kitaba başlasam da aklıma hala bu kitap geliyor. Resim ise sınıftan bir fotoğraf, genelde derslerimiz boş geçtiği için derste okudum hatta bazen kendimi öyle kaptırdım ki ağzım açık kaldı derslerin bazılarında. Hocalar "Ne oldu Naz" dedi. Herkese tavsiye ederim beni etkileyen bu romanı :) 

  Minik bir not: bu benim ilk yayınım, 2 aydır süren şenlikte yorum yazdığım ilk kitap bu kitap. Hatalarım varsa anlayışla karşılarsanız sevinirim :)    


Burcu'nun Okuma Hali ve Düşünceleri
  
  Rüzgarın Gölgesini alırken beni en çok etkileyen durum tarihi bir dönemin içine sıkıştırılmış bir kurgusal roman olmasıydı. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemlere özellikle ilgi duyduğum için çok iyi geldi. Franco'nun faşizme yakın düşüncelerinin gölgesinde 1945 sonrası savaştan yeni çıkmış İspanya'nın hikayesini dinlediğimi hissettim. Arka fonda en çok bu vardı. 

  Bir çırpıda okunmasının yanında sürükleyici bir anlatımının olması benim yararıma oldu. Kitabın içerisinde yer alan pek çok insanla tanışıp, hayatlarının düğümünü çözmeye çalıştım. Ki benim en merak ettiğim düğüm konusunda kitabın bitmesinden 370 sayfa önce yaptığım tahminin kitabın sonlarında doğru çıkması beni çok mutlu etti. 

 Her kitaptan farklı bir ders çıkarıyorum ve genelde sonucu aileye dayanıyor. Aslında bu kitaptan sonra çocukluk kavramı üzerine düşündüm. Bir insanın ilk kendini bildiği ve bütün hayatını şekillendirdiği anlar. Kitap bence tamamen bunun üzerine kurulmuştu. 

 Bu kitabı okumalısınız. Biraz sakin bir anınızda kendinizi yormadan okuyacak bir kitap arıyorsanız ama günlük rutinimde de beni düşündürüp etkileyecek bir kitap olsun diyorsanız, işte o kitap Rüzgarın Gölgesi. 

İyi okumalar dilemekle birlikte bir kaç tane beğendiğim cümle paylaşacağım:

*Onun sesini duyamıyor ya da dokunuşlarını hissedemiyordum ama sıcaklığı ve aydınlığı evimizin her köşesini kaplamıştı; gözlerimi kapayıp onunla konuşursam, nerede olursa olsun beni 
duyabileceğine, yaşlarını hala on parmağıyla sayabilenlerin saflığıyla inanıyordum. 

*...Yoksulların zarar vermesini önlemenin en etkili yolu onlara zenginleri taklit etmek istemeyi öğretmektir.

*Şansa inanmıyorum. Her ne kadar biz anlamasak da, her şeyin özel bir amacı vardır. 

*Hepimiz sessiz kalmayı yeğledik ve bizi gördüklerimizin, yaptıklarımızın, kendimiz hakkında öğrendiklerimizin ve diğerlerinin geçip gidecek bir kabus, bir yanılsama olduğuna inandırmaya çalıştılar.

25 Şubat 2015 Çarşamba

Kış Okuma Şenliği 2. Ay Sonucu | Burcu'nun Raporu

   Ayın 25'i olduğunu fark etmemle beraber hızlıca hazırlanan bir yayın bu. Bu ayın sonucu da ilk ayın sonucundan çok farklı değil maalesef. İki ayın sonucunda toplam 4 kitap okumuş bulunuyorum :(

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi'nden bir kitap.
Rüzgarın Gölgesi/Carlos Ruız Zafón/Altın Kitaplar Yayınevi/527 sayfa

2. Kategori(10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.
İstanbullular/Buket Uzuner/Everest Yayınları (Çizgi Dizisi)/129 sayfa

17. Kategori (10 puan): Size veya aynı evde yaşadığınız kişilere ait olmayan bir kitap.
Kırk Yedililer/Füruzan/Bilgi Yayınevi/524 sayfa

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Dünya edebiyatından dört kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Afrika, biri Asya ve biri Avrupa edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.
Doğunun Limanları/Amin Maalouf/Yapı Kredi Yayınları/183 sayfa  -Asya (Lübnan) Edebiyatı
  
   Dört kitap ve toplam 1363 sayfa okuduğum için ikinci ayda benim için 53 puanla kapanıyor. 

Üniversite sınavıma son 17, şenliğin bitmesine 22 gün kalmış. Yani bu demek oluyor ki hem test çözmek hem de şenlik kapsamında kitap okumak için son günlerim.
İstediği kadar kitap okuyabilmiş herkesi tebrik ediyorum hem de benim gibi okumaya yeterince vakit ayıramayıp, ayırmak isteyenlere daha fazla okumalı günler diliyorum. :)

2 Şubat 2015 Pazartesi

Kırk Yedililer/ Füruzan


   Okumaya başlayacağım kitabı seçerken gözümün önünden bir bir o kitapları nasıl almaya karar verdiğim geçiyor. Böylece hepsinin bende bir hikayesi olduğunu fark ettim. Tıpkı yazarların yazdıklarının hikayesi olması gibi... Bende bundan sonra kitapları nasıl okumaya karar verdiğime dair bir köşe yapmaya karar verdim. 

            Nasıl karar verdim?
  Füruzan'ın Kırk Yedililer kitabını yaz tatilinde blog gezerken bir blogta görmüştüm. Ben bu kitabı okumalıyım dedim kendime. Ancak üzerimde koşup bu kitabı almalı ve okumalıyım istekliliği belirmemişti. 
  Dershaneden yakın bir arkadaşımla kitaplar üzerine konuşup kitapları incelerken Füruzan'ın birkaç kitabını okuduğunu ve beğendiğini söyledi. Kitapların onda mevcut olduğunu öğrenince yazdım aklımın bir köşesine. Kış Okuma Şenliğine katılmaya karar verip karşıma "Size veya aynı evde yaşadığınız kişilere ait olmayan bir kitap." kategorisi çıktığında değerlendirmeye karar verdim. Arkadaşım getirince gördüm ki kitap 1975 kasım basımı. 







                Kırk Yedililer/ Füruzan 
              Bilgi Yayınevi/524 sayfa














   
   Kitabı elime alınca alışık olmadığım eskilik hissi sardı beni. Kitaba başladığımda itiraf etmeliyim zorlandım. Bunu da kitabın eski basım olmasına bağladım. İçim rahat etmedi gittim yeni basımındaki sözcük seçimlerini, noktalamaları, paragraf uzunluklarını inceledim. Sonuçta yeni basımının daha sade olduğuna kanaat getirdim. Fakat yoluma eski basımla devam etmeyi tercih ettim. 
   
   Kitabın karmaşıklığını bir oradan bir buradan anlatışını beklemiyordum. Ancak okudukça onların "bir oradan bir buradan" denecek basitlikte dizilmediğini anladım. 
   Kitapta yer alan karakterler incelikli bir titizlikle ele alınmış. Ben ilk defa bu kadar güzel yüz betimlemelerine rastlayıp şaşkına döndüm. Kirpiklerin, güneşin vurduğu al yanakların güzelliğini bu kitapla görmeye başladım. 

   Eserde yer alan çok sayıda şehir var: Erzurum, Ankara, İstanbul, İzmir. 
 Erzurum'un karını kışını okudukça burnuma karlı havaların nefesini içine çektikçe soğuktan içinin ürpermesine benzer bir hisle doldum. Soğuk havanın dirençli insanlarını gördüm. Köyden ama yaşamın en içinden gelen insanların güzelliğini hissettim. Emine sevdikçe bende sevdim onları. 

 Ankara bir portreydi daha çok. Sonraki yıllarda geçen, adı anılan bir arka plan.

 İzmir'in ele alınışı daha çok akrabanı görmeye gittiğin şehri ne kadar tanımışsan onu da o kadar esere sindirmiş yazar.

 İstanbul bir büyümek şehri. Gidenin kaldığı, hayatına yön çizdiği bir yer. 12 Mart eylemlerinden sonra işkencenin yer aldığı ama en büyük dostlukların, sevgilerinde yeşerdiği bir şehir olarak yer ediniyor akıllarda. 

  Kitap boyunca en çok düşündüğüm aile kavramı ve ailem oldu. Bir insanın yer aldığı en temel birimdi. Oradaki yalanlar, yapmacık davranışlar genelde fark edilmez olurdu. Bence insan sevdiğine toz konduramazdı. Kitapta ise yer alan tanıyıp, okuduğum ne kadar kahraman varsa ailesinin yapmacıklığından, yalanlarından, kendini acındırmalarından kaçmış; biz onlar gibi olmayacağız diyerek bir bütün olmuşlardı. 
  Yapmacıklığı anlamamak elde değildi. Kendini 20.sayfada da 520.sayfada da hissettiriyordu. 

  Bir çeşit kuşak çatışmasıydı aslında yaşanan. Kendilerini Cumhuriyetin ilk okumuşları, ilk nesli olarak değerlendiren bu toplulukla onların eksik ve yanlışlarını görebilmiş bir nesil bir olmuyordu. Aynı düşünmeyince aralarındaki gerilim artıyordu.

  Bir Türkiye gerçeği olarak düşünce ayrılıkları, bölünmeler eksik olmuyordu. Yozlaşmış düşüncelerle, düşündüğüne fazla inancından beklemeyi lüzumsuz gören bu iki nesil çarpıştığında ortaya şimdiki gibi sorunun derinine asla inilmemiş bir toplum çıkıyordu. Önemsenen milletken milleti unutan, hakkı aranan köylüye fikri sorulmayan bir topluluk ortaya çıkıyordu. 

  Her zamanki gibi insanlar bastırılmaya çalışılıyor, bunun için insanların sağlığıyla, bedeniyle oynanıyordu. Atılan çığlıkların hiçbiri, çığlığı atanlarca teslimiyet çığlığı olarak yer almıyordu kitapta. 

  Kitapta içime işleyen seçimler gözler önündeydi. Bir yandan üç farklı kardeş: Emine, Seçil, Kubilay. Diğer yanda Haydar, Nedim, Ahmet, Cemşit, Zülkadir, Şerife, Melek, Bilge, Seyhan... Bir de ailelerin yer aldığı hatta Anadolu köylüsünün satırların arasına sindiği bir roman bu. Üstelik 1975 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü sonuna kadar hak eden, içine sığdırdığı kelimelerin çeşnisiyle insanı saran bir roman. 

Kitaptan beğendiğim cümlelerden bazıları:

*Bu gördüğümüz kalabalık var ya evlerinde oturup yüreklerini yalnız kanı temizlemekten öte bir işe yaramaz hale getirmişlerdir.

*... Ölümden ecelden hiç korkma. Kendinden kork ki, bağışlanmaz ayıplar işleyıpte yüreğinden saklamayasın. 

*Bizim yetiştirilmemizin, şımarıklığımızın ne pahasına korunduğunu öğrenince çıldıracak gibi oluyorum.

*Eğitilmemiş, siyasal bilinçten yoksun halkın kendisine aykırı egemen güçlerin yandaşı partilere oy atmasını aptallıkla, işe yaramazlıkla suçlayan ilk dönem Cumhuriyet aydınlarından olmadığımız kesin. 

*Yaşamayı böylesine duyurup bezeyen sesleri eliyle tutmuştu sanki.

24 Ocak 2015 Cumartesi

Kış Okuma Şenliği 1. Ay Sonucu | Burcu'nun Raporu



  Merhabalar,
Kendi adıma yoğun bir ay geçirdim. İçimdeki kitap okuma istediğini frenlemem gerekti. Okul sınavlarım, Ygs ve Lys denemelerim işin içinde olunca zorunlulukta oluştu tabi. Söylemeden geçemeyeceğim bir nokta da ilk defa biraz olsun düzgün bir fotoğrafla paylaşım yapmam. Gelelim 1. ay sonucuma...

    İki kitap okudum. Bunlar kategori olarak;

  2. Kategori(10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.
İstanbullular/Buket Uzuner/Everest Yayınları (Çizgi Dizisi)/128 sayfa

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Dünya edebiyatından dört kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Afrika, biri Asya ve biri Avrupa edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.
Doğunun Limanları/Amin Maalouf/Yapı Kredi Yayınları/183 sayfa  -Asya (Lübnan) Edebiyatı

     İki kitap ve toplam (yalnızca) 311 sayfa okuduğum için 20 puanla ilk ayı kapatıyorum :(

   Birinci ayda dilediğince kitap okuyabilmiş herkesi tebrik ediyorum. İkinci ay içinse başarılar diliyorum. Bol okumalı günler :)

5 Ocak 2015 Pazartesi

İstanbullular/ Buket Uzuner

                                             




                  İstanbullular/Buket Uzuner 
                 Everest Yayınları (Çizgi Dizisi)
                  128 sayfa
                 Çizen: Ayşe Nur Ataysoy










    Fotoğraf telefondan çekilip kısıtlı bir zamanda bilgisayara atıldığı için kötü duruyor. Kitabın üzerinde yer aldığı koltuk ise odamın emektarı; çoğunlukla kitap okuduğum köşem. 

   Benim aklımda çizgi roman okumak fikri yoktu. Hiçbir zamanda tercihim olmamıştı. Baktım ki Kış Okuma Şenliği listesinde var. Bende bir şans vereyim dedim, üstelik bunu yılın ilk günlerinde yapayım istedim. 
  Kitabı seçmemde etkili olan sebepleri paylaşmazsam olmaz. Öncelikle daha önce okuyup sevdiğim yazarlardan biri olan Buket Uzuner var ortada. Üstüne benim çok sevdiğim İstanbul'u anlatacağına inandığım bir kitap isim ve güzelim kapak. 
  Başta konu hakkında bilgim olmamakla beraber bir romandan uyarlanmış olmasından ötürü aslında resimli kısa bir uyarlama olmuş.

  Bunları geçersem kitabı okumaya başladığımda kendi hayatımda da manasız bulduğum bir durumla karşılaştım. "Bir şehirli olmanın şartı nedir?" gibi bir soruyla açıklanabilir. Kitaptaki konuşmaların bir çoğunda geçen "Ben İstanbulluyum." edası bana keskin geldi. Bir şehirde yaşayıp o şehri benimseyen her insan o şehirli olabilir mi? Bu tarz konuşmalar karakterlerin sosyal konumu, dini, geldiği yer değişse bile sabit kaldı. Oysa İstanbul'un kitapta yer alışı öylesine özeldi ki, ben yakıştıramadım. 
   İlk çizgi roman çizimi olmasına rağmen Ayşe Nur Ataysoy'un başarılı bir iş çıkardığını düşünüyorum. Çizimine sağlık :)
  
  Anladım ki ben çizgi roman insanı değilim. Bana farklı bölümlerde karşıma çıkacak hafızamı zorlayacak karakterler lazım. Fotoğrafına bakıp "ya neydi bunun adı ya?" diyeceğim karakterler değil. İşte bu yüzden tam gaz sözcüğü bol kitaplara devam :)